metropolün şöhretli ama tükenmiş sanatçısı ile taşranın dar kalıplarından kaçmaya çalışan genç bir kadının sınıf ve hayat tecrübesi farklarını ele alıyor. Aliye'nin Levent'e yaklaşma çabası basit bir hayranlık değil, kendine yeni bir varoluş alanı açma mücadelesidir. İkilinin çetrefilli karşılaşması, kimin "yönetmen" kimin "oyuncu" olduğunu belirsizleştirirken; taşra atmosferinde insan ilişkilerinin karmaşıklığını sakin ama etkileyici bir dille Perdeye taşıyor.